Kadını Anlamak

“Sen hiç ben olmadın ki… Ben olmadan beni nasıl anlarsın?” diye sordu kadın. Gözlerini kıstı. Sözlerinin bittiği yerden yeniden başlar olmuştu. Dudağından çıkan işte bu kelimeler önce midesini bulandırdı, sonra da aklını. Vişne aromalı, karanfil kokulu sigarasından çıkan dumanı seyretti. Yanında oturan arkadaşının nefes alışverişlerini dinlemeye koyuldu. Üç metre uzaktan birkaç gün önce havaalanında tanıştığı biri, kadına eliyle selam verdi. Bir an tereddüt etti. Başıyla karşılık vermekle yetindi kadın.

Yanından kalkıp giden arkadaşına dönüp bakmadı. Daha ilk tanışmasından beri, bir negatiflik seziyordu onda. İnsanlar kadını ona benzetiyorlardı. Hayır, o öyle değildi işte. İtici değildi. Gülüşünü sevmiyordu mesela, o yanındayken rahatça gülemiyordu. Kadının sesini ve ruhunu emen bir karadelikti o. Hoş sözler, gereksiz kibarlıklar ona göre değildi, aradığı samimiyetti. Davranışları mesela, ıssız ve hep sınırda kalırdı kadına. O bir duvardı, cevap versen de karşılık veremeyecek kadar aciz bir duvar…

Kadının aradığı başka bir yüzdü, onu yüceltecek biri… Beklediği yoktu aslında, hiç olmamıştı. Hiç olmayan birini nasıl düşleyebilirdi kadın? Saatlerce hayal ettiği hayatların onu mutlu edecek kadar yeterli olmaması… Kadın o hayatlara, o türden yaşanmışlıklara uygun değildi. Minimal yaşamında kendine hastı kadın. Sevdiklerini göremez olmuştu kaç zamandır, belki de canını sıkan oydu. Kasvetli havayı da güneşli hava kadar sahiplenmekten öte rahatça kahkaha atmayı özlemişti. Nereye giderse gitsin, isterse dünyayı gezsin, o kişileri aramakla yetindi. Toplum muydu onu bu hale getiren, kısıtlayan, zorlayan, kalıplara sıkıştıran… Su gibi şekil alması beklenen… Şekerli hamur muydu kadın kek kalıbının üzerine dökülen? Yoksa bir diş macunu muydu ağızda çalkalanan, saniyeler sonra ferahlığı kaybolan? Kimdi böyle kadını düşünmeye zorlayan, kimdi?

Titredi kadın olduğu yerde. İçinde ve dışında şeytanların kol gezdiğini hissetti. Sırtında oluşan sivilcelerin kaşıntısını hatırladı. Yüzündeki siyah noktaların üzerinden geçti parmaklarıyla. Dişlerini gıcırdattı. Kalbine götürdü iki elini. Burnundan soluduğu havayı geri bıraktı. Aromalı sigarasını yere attı, botlarının altında ezdi ve kalkıp gitti.

Oysa şimdi, kadın gülen yüzünün altına kefenler gizliyordu. Çünkü kadın her gün ölmeye yatıyordu…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s